totobo giris youtube mp3 cevirici masöz istanbul hotmail aç

TRABZONSPOR HAKKINDA KONUŞTUK .

TRABZONSPOR HAKKINDA KONUŞTUK .

TRABZONSPOR HAKKINDA KONUŞTUK .
TRABZONSPOR HAKKINDA KONUŞTUK . Vadi
İstanbul escort Nişantaşı escort Şerifali escort Maltepe escort Sancaktepe escort Eyüpsultan escort Şişli escort Kayaşehir escort Büyükçekmece escort Beşiktaş escort Mecidiyeköy escort Zeytinburnu escort Sarıyer escort Bayrampaşa escort Fulya escort Beyoğlu escort Başakşehir escort Tuzla escort Beylikdüzü escort Pendik escort Bağcılar escort Ümraniye escort Üsküdar escort Esenyurt escort Küçükçekmece escort Esenler escort Güngören escort Kurtköy escort Bahçelievler escort Sultanbeyli escort Ataşehir escort Kağıthane escort Fatih escort Çekmeköy escort Çatalca escort Bakırköy escort Kadıköy escort Avcılar escort Beykoz escort Kartal escort şirinevler escort

TRABZONSPOR HAKKINDA KONUŞTUK .

 

Trabzon’un Maçka ilçesinde dünyaya gelen ve

ilkokulu da ilçesinin köyünde okuyan Algan,

bahis forum siteleri

aslında futbolu ortaokul yıllarına kadar tanımadı.

Okul hayatını sürdürmek için Trabzon’a

1xbet зеркало

geldiği zaman futbol topuyla tanışan Nizamettin

Algan, Trabzon Lisesinde okuduğu dönemde

Hayri Gür’ün sınıflar arasında maçlar

tertip etmesi sonrası kendisini kadroya alması

ile de hayatına yeni bir yön veriyordu âdeta.

“Her futbolcu gibi forvet olmak istiyordum

ancak sağ açık başladım ama Hayri Bey beni 2-3 antrenmandan sonra sağ

beke çekti ve futbolu bırakana kadar da sağ bek oynadım.” diyerek o ilk

dönemlerini anlatan Algan, İstanbul Üniversitesinde okurken de amatör

liglerde oynadı. Üniversiteden mezun olduktan sonra Trabzon’a dönen

Algan, mesleği ile ilgili bir muayenehane açtı. Merhum Sebahattin Kundupoğlu’nun

İdmanocağı’nın genel sekreteri, aynı zamanda ağabeyinin

de yurttan arkadaşı olan Rıfat Dedeoğlu’nun da başkanı olduğu dönemde

kendisine İdmanocağı’nda futbol oynama teklifi gelir. Teklifi kabul eden

Nizamettin Algan, takımla antrenmanlara başlamıştır bile. Ancak takımda

iki arkadaşın arasında yaşadığı diyalogdan rahatsız olan Algan, bu durumu

Sebahattin Kundupoğlu’na anlatır ve aynı şeyleri kendisinin de yaşayabileceği

endişesini taşıdığı için 1957 yılında futbol hayatını noktalar.

Algan, futbol hayatını bitirmesine rağmen İdmanocağı yöneticileri

ile diyaloglarını hiç kesmedi. Ve ısrarlar üzerine İdmanocağı’nda yönetime

girer. Sonrasında mı? Sonrasında Trabzonspor haberlerinin yaygınlaştığı kuruluş aşamaları...

 

Kendi deyimiyle, “Uzun mevzular, tartışmalar, çekişmeler…” Ve

böylece bordo-mavili takımın kuruluşu gerçekleşir.

Bundan sonrasını da Nizamettin Algan’dan dinleyelim. Ama önce Trabzonspor’un

kurucu üyesi saygıdeğer Nizamettin Algan’ı tanıyalım.

 

Sayın Algan, nasıl bir aileniz vardı? O dönemin yaşantısı nasıldı,

bize anlatır mısınız?

 

Ben 9 Eylül tarihinde dünyaya geldiğim için o tarihin benim için ayrı

bir önemi daha var. 9 Eylül’de İzmir’e ilk giren Yüzbaşı Şerafettin İzmir,

benim babaannemin yeğeni. Çoğu kişi de espriyle, “Senin doğum gününü

İzmir’de kutluyorlar.” der bana. Babam Maçka’da bakkal dükkânı işletiyordu.

Ama o bakkal dükkânında o zamanlar toplu iğne de elbiselik

kumaş da vardı. Hem de binbir çeşit…

1915 yılında seferberlik için köyümüzden gittiklerinde babam yetim

kaldı. Dedemler Sarıkamış’ta donan şehitlerden. Köyümüzün Haydar

Karsan isimli bir hocası vardı. İlkokullar o zaman 3 seneydi. Babamla

amcamı sülalemizin büyüğü olan babamızın halası okula veriyor. Babam

3 yıllık ilkokulu bitiriyor. Bitirdikten sonra Maçka’da o yaşta amcamla

birlikte bakkal dükkânı açıyorlar. O döneme göre geliri ve arazisi iyi olan

ailelerdendik. Ben hâlâ her yaz köyüme gider 4-5 ay kalırım, evlerimiz

durur. Babam eğitime önem veren bir insandı. Bir ara öğretmen vekilliği

de yaptı. O zaman öğretmen vekilliği yapanların öğretmenlikte kalma şansı

da vardı ama babam kalmadı, bakkala devam etti. Ancak babam eğitim konusunda

çok duyarlı bir insandı. İlhami Algan çok yakın akrabamız, dedelerimiz

kardeş. Babam onun amcasını ilkokuldan mezun ediyor. Annesine

baskı yaparak Trabzon’da ortaokula veriyor ve liseyi okutuyor. Ve o günkü

ismiyle mülkiye, bugünkü ismiyle siyasal bilgiler fakültesinde okutuyor ve

kaymakam oluyor. Bize sıra gelince bizi de okutuyor. İlk, orta ve liseyi…

Kızlar hariç. Kızlardan en son kızı okuttu ve lise mezunu yaptı. Kızları

okutmamasının sebebi, o yıllarda kızları okutmak usulden değildi. Bir de

köy hayatımız vardı bizim. Arazimiz de geniş, tarlamız, bağ bahçemiz var.

Oralarda da çalışacak insana ihtiyaç vardı. Kızlar daha çok oralarda çalıştı.

Trabzon Lisesinde okuduğum yıllarda ailemiz Maçka’da olduğu için

bir odanın içinde 2-3 kişi talebe arkadaşlar olarak kalıyorduk. Kendin pişir

kendin ye, okula git gel şeklinde geçiyordu günlerimiz.

Lise bitti ondan sonra üniversite hayatı başladı. Diş hekimliği okudum.

O dönemlerde benim aklımda ya doktor ya da mühendis olmak vardı.

İstanbul’a gittiğimde abim tıp fakültesinin son sınıfında okuyordu. Abim

de düşüncemi sordu ve bana, “Doktor olacaksan diş doktoru, mühendis

olacaksan mimar olacaksın.” dedi. Her üniversitenin imtihanı ayrıydı ve

ben de ayrı ayrı girdim. Müracaatta tercih vardı. İstanbul Üniversitesinde

sınava girdim. Abim tercihlerimde birinci sıraya dişçiliği, ikinci sıraya eczacılığı,

3. sıraya orman mühendisliğini, 4. sıraya tıp fakültesini, 5. sıraya

da maden mühendisliğini yazdırdı. İmtihana girdik ve ilk tercihim olan diş

hekimliğini kazandım. İstanbul Tıp Fakültesine bağlı diş hekimliği... Ve

öğrenciliğim boyunca da Trabzon Yurdu’nda kaldım.

Oldukça kalabalık bir ailede büyüdünüz, nasıl bir duyguydu bu?

O günkü şartlara göre güzeldi. Çünkü herkesin bir işi vardı. Mesela

bir de yayla yapardık, ineklerimiz, keçilerimiz vardı. Keçilerimizin çobanı

vardı ama ineklerimizi kendimiz bekler, yayardık. Yaz aylarında 4-5 ay

yaylada kalırdık. Ben 7 yaşımdan üniversiteyi bitirene kadar her yaz yaylada

bekledim.

 

Trabzon’da futbolla yolunuz nasıl ve ne zaman kesişti?

 

Ortaokul 3. sınıfta okurken... Kemerkaya’nın aşağısında kademeli bir

bahçesi vardır. 1. sınıftan 3. sınıfa kadar yuvarlak taşlarla, limon, portakal,

havuç kabuğu ile öteye beriye vur-koş oynardık. Ayakkabılarımızın burunları

hep soyuluyordu. Biz futbolu Maçka’dan Trabzon’a geldikten sonra

gördük. Amcamın oğlu benden iki sınıf gerideydi, onunla tamir edilmiş,

eski bir top elimize geçirdik ve onu alıp yaylamıza çıktık. Başladık topa

vurmaya. Lisede okurken Hayri Gür Bey bütün sınıfları yoklar ve sınıflar

arasında maçlar tertiplerdi. Beni de lise takımının kadrosuna aldı.

Her futbolcu gibi forvet olmak istiyorduk ama sağ açık başladım, ama

Hayri Bey beni iki-üç antrenmandan sonra sağ beke çekti.

Üniversitede diş hekimliğini tercih etmeyi ben istememiştim. Abimin

isteği ile yazmıştım. Bir tek şartla kabul etmiştim. Onu da şöyle anlatayım:

Dr. Zeki Çakmakçı da askerî tıbbiyeden mezundur. Onu lise talebesi iken

buralarda görmüştüm. Ama o zaman subayların yakaları dik yaka, manevra

kayışları var. Biz de onlara imreniyorduk. Abime, “Diş hekimliğine bir

şartla girerim, askerî diş doktoru olacağım.” dedim. Yurtta başladık, bir

süre sonra askerî tıbbiyeye müracaat ettik. O da pansiyon, başka bir şeyi

yok. Tıp, diş hekimliği ve öğretmen… Sınıf bu üç meslekten öğrenci alıp

onlara yurt ve pansiyon hizmeti veriyor ama tahsilleri yine fakültede.

Oraya girdim, mevcudu 36 kişi. Tıp bölümü çoğunlukla Ankara’da… İstanbul’da

ise diş hekimliği, eczacı ve öğretmen var. Benim o 36 kişinin

arasında futbol tutkum devam ediyordu. Ve kendi aramızda bir takım kurduk.

Trabzonlu yoktu ama bir Göreleli arkadaş vardı, o da futbolu pek sevmediği

için o kadronun içine girmemişti.

Askeriyenin gün geçtikçe mevcudu arttı ve güzel bir takım yaptık. Her

sene fakülteler arası maçlar oluyordu. Bu maçları oynarken izleyenler

oldu. İstanbul Üniversitesinin futbol takımına aldılar beni ve lisanslı olarak

orada futbol oynadım. İstanbul Üniversitesi Futbol Takımı, amatör kümede

mücadele ediyordu. Mezun olduktan sonra Trabzon’a geldim ve sonrasında

da futbolu bıraktım. Biz tahsili kendi ideallerimiz için değil, yanımızda

sermaye olsun diye yaptık. Ve ana-babaya hizmet etmek, o sermayeyi haneye

taşımak için yaptık. Abim hükûmet tabibi olarak Cide’ye tayin oldu,

oradan İnebolu’ya ve sonra Trabzon’a geldi. Heybeli’de göğüs hastalıkları

ihtisası yaptı ve sonrasında Ankara-İstanbul’da kaldı hep.

Ben Trabzon’a döndükten sonra Sebahattin Kundupoğlu beni İdmanocağı’nda

oynatmak istedi. Ancak ben istemedim ve 1957 yılında diş hekimi

olarak serbest muayenehane açtım. Kendi mesleğime baktım bir anlamda.

1962-1964 yılları arasında yedek subaylığımı yaptım. Tekrar Trabzon’a

geldim ve 1964 yılında Sebahattin Kundupoğlu beni bu kez idareci olarak

İdmanocağı’na soktu. Trabzon’da ben diş hekimi muayenehanesi açan 5.

kişiydim. Maddi anlamda da durumum iyi sayılırdı. Günümün yarısı muayenehanede,

yarısı kulüpte geçiyordu artık. 1967 yılında da Trabzonspor’un

kuruluşu gündeme geldi. O mücadeleler, o müzakereler…

 

Neydi o müzakereler, mücadeleler?

 

O konular çok uzun. Amatör futbol Trabzon’da 1910’lardan beri var.

1965’e, 1967’ye kadar var. Futbol Federasyonu, 1965 senesinde 2. ligi kurmak

için karar aldı. Ama şartları vardı tabii. Her ilden bir takım alacak. O

takımın ismi şehrin ismi olacak ve en az 3 kulüp birleşecek. Trabzon’da da

senelerce rekabet hâlinde olan, 1923’lerde başlayıp 1967’ye kadar gelen

İdmanocağı ve İdmangücü var. Diğer kulüpler de var ama büyük rekabet

bu iki kulübün arasında. Bu iki kulübün birleşmesi arzulanan şeydi. Ama

İdmanocağı Kulübü İdmangücü ile birleşmek istemiyor. Ben İdmanocağı’nda

idareciydim. Ama durum buydu. Kamuoyunun baskısına uyarak iki

kulüp arasında görüşmeler başladı. 3 kişi İdmanocağı’ndan, 3 kişi İdmangücü’nden...

Birleşme şartları konuşulacaktı. Bizim akıl hocamız Sebahattin

Kundupoğlu, Kulüp Başkanımız Rıfat Dedeoğlu. Ama o toplantılara bunlar

gitmiyor. Benim ekip başkanlığımda Hasan Ataç ve Necmi Duman isimli iki

arkadaş, İdmangücü’nden Refik Karaağaçlı, Sabit Sabır ve Ahmet Yıldırım

isimli bir kişi daha. Biz hep orada süreyi uzatmaya çalışıyorduk, politikamız

oydu. İdmanocağı habersiz iki amatör kulübü yanına alıp evrakları hazırladı,

dosyayı tamamladı ve Federasyon’a gönderdi. Bir taraftan da biz sürekli müzakereleri

sürdürüyoruz. Yani bu bir anlamda oyalama taktiğiydi. Bu arada İdmanocağı’nın

tescili geliyor. Ama bu işi Ankara’da takip eden İdmanocaklı bir

idareci var. Sonuç postalandı, Kundupoğlu’na haberi telefonda veriyorlar. O

zaman da telefonla konuşmak bağlamalı. PTT’de şehirlerarası masa vardı. O

akşam nöbetçi olan arkadaş İdmangüçlü. Ankara’dan arayan İdmanocağı’nın

idarecisi. Sebahattin Kundupoğlu’nu arıyor. Yani İdmanocağı’nın genel sekreteri.

Büyük mesele Trabzonspor’un kuruluşu. Tabii görevli arkadaş bunları

dinliyor. Sonra da İdmangüçlü idarecileri arayıp durumu anlatıyor. İdmangücü’nün

başkanı o dönem Ali Osman Ulusoy… Sabit Sabır yönetici, Refik Karaağaçlı

genel sekreter. Sabit Sabır, valiye baskı yapıp yazıyı tebliğ ettirmiyor.

Ve çarçabuk iki amatör kulüple birleşip müracaat ediyorlar. Onların tescili çıkıyor.

Bizimki hasıraltı oldu. Bu kez İdmanocağı Danıştay’a gidiyor. Trabzonspor

bir sene boyunca 1. Lig’de kırmızı-beyaz oynuyor. Danıştay kararı

sonuçlanınca takımın iptali geliyor. Bu sefer Trabzon tamamen karıştı. Yeniden

bir araya gelme, müzakereler derken büyük mücadelelerden sonra iki

kulüp birleşmeye mecbur kaldı. Çünkü birleşmeleri yönünde kamuoyundan

büyük baskı vardı. Ankara’dan Federasyon dâhil politikacılardan da bu yönde

baskı geliyordu. 1967 yılının 2 Ağustos’unda da resmen kuruluş tamamlandı.

Renkler konusu nasıl netleşti bir de sizden dinleyebilir miyiz?

O konuda çok spekülasyon var. Başlangıcından sonuna kadar bütün

toplantılarında bulunan birisiyim. İki kulüp birleşecek. Birisi sarı-kırmızı,

diğeri yeşil-beyaz… Kurulan Trabzonspor kırmızı-beyaz. Zaten birleşememenin

en büyük sebebi o, yani renk. İdmanocaklılar renklerinden vazgeçmiyor.

İdmangüçlüler de sarı-kırmızıyı kabul etmiyor. Ancak renk tespitine

sıra geldiğinde, “Sarı-kırmızı olmayacak. Bunu İdmangüçlüler kabul etmiyor.

Yeşil-beyaz da olmayacak. Bunu da biz kabul etmiyoruz.” Ortada renk

kaldı mı? Zaten 7 tane renk var. Kalan renkler siyah, kahverengi, mavi. Bu

tartışmalar o zamanın Beden Terbiyesi Genel Müdürü Ulvi Yenal’a kadar

gitti. Bu sefer kulüpler onun başkanlığında yeni bir toplantıda bir araya geliyor.

Orada da epey bir tartışma yaşanırken Yenal, “Birleşmezseniz Trabzon’dan

takım almayacağım.” diyor biraz da tepkiyle. Ve bu kez bizlerde

biraz yumuşama oluyor. Renkler konusu yine tartışma konusu olunca Ulvi

Yenal, “Yormayın beni, bir renk siz, bir renk de siz söyleyin.” diyor. Bizden

Hasan Ataç isimli avukat arkadaşımız, “Koyu Bordo”, İdmangücü’nden

de Ahmet Yıldırım “Açık Mavi” diyor. Trabzonspor renklerini

şuradan, buradan aldı deniyor ya… Öyle değil. Çünkü o dönemler gazeteler

hep siyah beyaz. Evet, biz Avrupa takımlarının isimlerini biliyoruz ama

renklerini eğer maçını Avrupa’da izlemişsen görürsün. Mesela bir dedikodu

da “Hamsinin gözü kahverengi-bordo!” Böyle de değil. Benim anlattığım

şekilde gerçekleşti.

 

Yeni kurulan Trabzonspor’da oldunuz mu?

 

O süreç biraz sıkıntılı geçti. İlk yönetim İdmanocağı’ndan 10 kişi, İdmangücü’nden

10 kişi olmak üzere kurucuları 20 kişi. 6-7 ay hattâ 1 seneye

yakın zamanda kulüpleri ve camiaları birleştirdik ama lokalleri

birleştiremedik. Lokaller ayrı yerlerdeydi. İlk sene İdmanocağı grubu

bütün İdmangüçlüleri tasfiye etti ve İdmanocaklılardan 12 kişilik bir yönetim

yaptı. Yine kavgalar başlayınca dış baskılar kamuoyundan gelmeye

başladı. Ve yine eşit oranda isimler alınarak işler rayına girmeye başladı.

Ben bütün hepsinin içinde bulundum. 1967’den 1980’e kadar bir sene boşluk

dışında sürekli yönetimlerde oldum. 2 sene yöneticilik, 2 sene genel

sekreter yardımcılığı, 4,5 sene genel sekreterlik, 4,5 sene asbaşkanlık, 3

sene sicil kurulu başkanlığı, 6 sene divan başkanlığı yaptım. Toplamda 20-

25 sene hizmet ettikten sonra geri çekildim. Yönetimlerde bulunmadığım

zamanlarda bile hep Trabzonspor’a hizmet ettim. Evimden çıktığımda bile

yine buraya geliyorum. Biz aidiyet anlamında da kendimizi hep Trabzonspor’a

ait hissettik. Böyle de devam ediyor. Bir tek 1984 yılındaki son şampiyonlukta

bulunmadım. Onun dışındakilerin hepsinde bulundum.

Ve Avni Aker diyelim…

Avni Aker, Türkiye’de ilk beden eğitimi öğretmenidir ve aslen Vakfıkebirlidir...

İlk tayin yeri de Trabzon’dur. Trabzon’a geldikten sonra sporun

içinde olan ve çok idealist bir adam. Tarafsız bir adam, olaylara iyi bakan

bir adam. Misallerle vereyim: Seneler sonra Hayri Gür’ün tayini Trabzon’a

çıkıyor. Hayri Gür de Ankara’da Hasan Polat’la futbol oynuyor. Tayini çıkınca

Hasan Polat’a, “Trabzon’a gidiyorum, nerede futbol oynayayım?”

diye soruyor. Trabzon’da o zaman 5-6 tane amatör takım var. Hasan Polat

da İdmanocaklı ya, “İdmanocağı’nda oyna.” diyor ona. Hayri Gür Trabzon’a

geliyor ve Avni Aker’e, “Futbol oynamak istiyorum, nerede oynayayım?”

diye soruyor. “Ben tarafsız bir adamım ama kamuoyu beni

İdmanocağı sempatizanı sanıyor. Sen İdmangücü’nde oyna ki denge

olsun.” diyor. Ve Hayri Gür İdmangücü’nde oynuyor. 2-3 sene sonra Turgut

isimli bir hoca geliyor Trabzon’a. Ona da “Sen de git İdmanocağı’nda

oyna.” diyor. Yani orada da yine dengeyi düşünüyor.

Avni Aker isminin verildiği stat o zamanlar tarlaydı. At arabalarıyla

oraya toprak taşıyarak orayı düzelterek stat hâline getirmişler.

Avni Aker’de izlediğiniz ilk maçı hatırlıyor musunuz?

1950 senesinde lise son sınıftaydım, o zaman ismi Şehir Stadı idi.

Yani ilk kez Şehir Stadı iken gitmiştim. Çimlenmiş, kale direkleri takılmış

ama tribünlerin henüz temeli bile atılmamıştı. Dümdüz bir sahaydı. Rahmetli

Hayri Bey bize orada lastik ayakkabı ile bir hentbol maçı oynattı.

Yani ben orayla hentbol maçıyla tanıştım.

Trabzon’da sadece futbol değil, sporun bütün branşları vardı. Voleybol,

atıcılık, hentbol, tenis… Sanat müziği, opera…

Yöneticilik döneminde Avni Aker’de neler hissediyordunuz?

Trabzon’da spor ahlakının temelini Avni Aker kurmuştur. Ama ondan

sonra gelen nesiller de bunu devam ettirmiştir. Bir spor ahlakı ve spor disiplini

vardı. Bu, 1980’e kadar devam etti. Maalesef… İdmanocağı’nda

belli bir ekol. Düşünün Rıfat Dedeoğlu İdmanocağı’nda futbol oynadı, futbol

oynadıktan sonra başkan oldu ve 14 sene başkanlık yaptı. Bir devamlılık

yani. Sebahattin Kundupoğlu genel sekreter olarak geldi, 14 sene genel

sekreterlik yaptı. Yine bir devamlılık. İdmanocağı’nın yönetimlerinde eskimeler

ve devamlılık hep sağlandı. Rahmetli Kundupoğlu her sene 1, 2, 3

kişi değiştirirdi. Yani belli bir nüveyi kabul ederdi. Yönetici sayısı 10 kişiydi,

belli bir kısmı değiştirir gençlerden alırdı. Biz de öyle başladık. 4

kişi birden aldı. Ben, rahmetli Süha Akçay, Nihat Özgür, Hasan Buğdaycı...

Listeden çıkardıkları da senelerce İdmanocağı’nda yöneticilik yapmış,

bir tanesi de genel kaptan. Bunları çıkartıp yenileme yaptı. Biz bunu

Trabzonspor’da 1980’e kadar devam ettirebildik. Kuruluştan birkaç sene

sonra oturan bir kadro vardı. Özellikle 1. Lig’e çıktıktan sonra bir çekirdek

kadroyu kamuoyu bırakmazdı. Biz hep orada duruyorduk, 3-4 kişiyi de dışarıdan

takviye, biraz maddi katkı şeklinde. Ama 1980 senesinde biz o başarılı

dönemlerde 4-5 kupayı aldığımız yıllarda bile eleştirildik. Trabzon’un bir de

böyle enteresan bir taraftar grubu var. Ama sonunda bunaldık. 1980 yılında o

5-6 kişi hep birlikte bıraktık. Şimdi o yıllarda, “Bunaldık, bırakacağız…” deAvni

diğimiz hâlde bizi sandıktan çıkarıyorlardı. Nizamettin Algan, Süha Akçay ismini

görmedikleri listeyi kimse sandığa atmazdı.

 

Avni Aker’deki maçları anlatın bize…

 

O ruh sahada vardı. Bu futbolcuların nüvesi 1972’de atıldı, 1973’te

tamamlandı. Herkesin ezbere bildiği kalede Şenol, ileride Turgay, Necati,

Kadir, Cemil, önde Ali Kemal, Hüseyin… Bu kadro 1973’te tamamlandı,

1980’e kadar bunun bakiyesi devam etti. Arada bırakanlar oldu ama bırakanların

yerine takviyeler oldu ki o takviyeler bilinçli oldu. Esas güç

orada, sahadaydı. Tribünler sadece zevkle seyrediyordu.

 

O dönemde taraftar nasıldı, sizin bakış açınızla bize anlatır mısınız?

 

Trabzonspor taraftarı başarıya alışmış bir taraftardı. Biz şampiyon olduğumuz

sene lig bitmeden şampiyonluğumuzu ilan ettiğimiz bir yılda son

maçın hasılatını bölgeden almaya ben gittim. O zaman öyleydi. Bölge

kendi hesaplarını yapar, geriye kalanı kulübe verirdi. Ben hasılatı almaya

gittiğimde hakem paralarını karşılayamadık. İki hafta önce şampiyonluğumuzu

ilan ettik. Tribün hasılatı masrafları karşılamadı. Dediğim gibi taraftar

artık şampiyonluklara alışmıştı. Hattâ bir arkadaşımız, taraftarın o sene

şampiyonluk puanını beğenmediğini söyler ve “O sene 39 puanla şampiyon

olduğu için taraftar o puanı beğenmedi. Yani taraftar o sene şampiyonluğu

beğenmedi. Trabzonspor o yıl beraberliklerle gitti. 1976-1977’deki

kadrosu gitmiş, insanlardaki heves de kalmamıştı.” diyor.

 

Avni Aker’de en çok sevindiğiniz ya da üzüldüğünüz, unutamadığınız

anılarınız nelerdir?

 

Birbirinden ayıracak durumum yok. Şampiyonluğu alkışladığımız

zaman göğsümüzü gere gere çıkıyorduk oradan.

Zeminini düzeltmek için Zigana Dağı’ndan, Akçaabat’ın zirvesinden

Yeri diye bir köyden çim taşıyıp çim dizdik. En kolay şekil nedir diye düşündük

ve böyle yaptık. Ekersen birkaç ay girmemek gerekiyor çünkü. Biz

de gidip köylerden hazır çimi alıp geldik. Bir sene Zigana Dağı’ndan bir

sene de Akçaabat’ın o Yeri denen köyünden. Onun bir makinesi vardı, onu

iterek yuvarlar kamyona koyar ve getirip stada sererdik. Tribünler 1950’de

yoktu, 1955’te saha açıldığı zaman vardı. 2400 kişilik tribünle başladı,

sonra büyüterek 24 bine kadar çıkarıldı. Kadınların sayıları azdı ama maça

geliyorlardı. Necmi Perekli’nin annesi bütün maçlara gelirdi. Şefik abla

diye bir ablamız vardı, onunla her maçta oradaydı. Futbola olan ilgiden

Biz tahsili kendi ideallerimiz için değil, yanımızda

sermaye olsun diye yaptık. Ve ana-babaya hizmet

etmek, o sermayeyi haneye taşımak için yaptık. Ben

Trabzon’da diş hekimi muayenehanesi açan 5. kişiydim.

Günümün yarısı muayenehanede, yarısı

Nizamettin Algan, 9 Eylül 1930 tarihinde 3’ü erkek, 5’i kız 8 kardeşin

3.sü olarak Trabzon’un Maçka ilçesi -o zamanki ismiyle- Haçavera

(Yeşilyurt) köyünün Kamaha Mahallesi’nde dünyaya geldi.

Algan, ilkokulu Maçka’da, ortaokulu Kanuni Ortaokulunda, liseyi

Trabzon Lisesinde bitirdi. Daha sonra üniversite sınavına girerek İstanbul

Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesini kazandı. Askerlik

görevini tamamladıktan sonra Trabzon’a gelerek diş hekimliği muayenehanesi

açan Algan, aynı zamanda Trabzon’da diş hekimliği için

muayenehane açan 5. kişiydi. Nizamettin Algan, dönemin yöneticilerinin

ısrarı üzerine İdmanocağı’nda futbol oynadı ancak bu çok kısa

sürdü. Mesleğine dönen Algan yine aynı yöneticilerin ısrarı üzerine

bu kez yönetici olarak futbolun içinde yer aldı. Trabzonspor’un kuruluş

aşamasının her ânında bulunan Algan, dönemin en sevilen isimlerinden

birisi oldu. Algan, 13 yıllık Trabzonspor yöneticiliğinin

ardından Sicil Kurulu Başkanlığı ve Divan Kurulu Başkanlığı yaptı.

kaynaklanıyordu o. Onu izah etmek güç yani. Herkes içinden gelerek geliyordu

maçlara. Enteresan bir şey var: Türkiye’nin bütün şehirlerinde İstanbul

takımlarının taraftarları vardır, üstelik ses çıkartacak kadar. Ama

Trabzon’da yok. 2. Lig’deyiz. Kulüp için yardım topluyoruz, uğraşıyoruz.

Kunduracılar’ın o zamanki zengin tüccarları, “1. Lig’e çıkamıyorsunuz,

çıkıp gelin.” dediler. 1. Lig’e çıktık, yine bir Kunduracılar ziyaretinde, “E

parayı daha ne yapacaksınız! 1. Lig’e çıktınız.” dediler bu kez. Bu da ilginç

bir durum olarak anılarımızda yerini aldı.

 

Akyazı Stadı’na geçişte hüzün yaşadınız mı?

 

O benim içimde bir ukde. Ben Avni Aker’in ismiyle oraya taşınmasını

isterdim. Bunu sorana söyledim ama gidip yönetime söylemedim. Orasının

ismi verilirken isim var, yeni bir şey aramaya gerek yoktu. Avni Aker

Kompleksi denebilirdi ama içerideki stat ismi yine satılabilirdi. Yönetim

bir tereddütte kaldıysa bir kamuoyu yoklaması yapılabilirdi. Tepeden

inme, yukarıdan aşağıya, birileri söyledi oldubitti. Ama olmaz. Şenol sevdiğimiz

bir evladımız. Ayrıca benimle olan diyaloğu daha başkadır. Onun

kayınpederi benim canciğer arkadaşım. Evlenirken ben kefil oldum da kızı

verdiler ona. Bunu kendisi de “Abim, idarecim ve bunun sayesinde evlendim,

kızı bana vermediler!” diyerek anlatır. Bu derece severim onu, o da

bana saygılıdır. Ama Şenol’un yaptıklarının yanında başkaları da var. Turgay’ı,

Necati’si, Hüseyin’i, Kadir’i, rahmetli Cemil’i var, Ali Kemal’i var.

Onun ismini veriyorsun, öbürlerini ne yapıyorsun?

Sayın Algan teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Tosuncuk, memleketi Giresun'da dere yatağına kaçak villa yaptırmış
Tosuncuk, memleketi Giresun'da dere yatağına kaçak villa yaptırmış
Son Dakika! Soylu, istifa iddiaları sonrası kendisine destek veren Bahçeli'ye teşekkür etti
Son Dakika! Soylu, istifa iddiaları sonrası kendisine destek veren Bahçeli'ye teşekkür etti